Dijital Toplum ve Bireysel Özgürlük: Bir Yanılsama mı? Birey ve Toplum ilişkisi: Gerçekten Özgür Müyüz?

Merhaba, okumaya başlamadan önce ele aldığım “toplumsal yapının oluşumu” hakkında birkaç bilgi, ve tarihsel bir yazı yazdım. Ancak asıl amacım toplumsal yapının oluşumu ve toplum-birey ilişkisi değil. Günümüzde bireyin gerçekten özgür olup olmadığı hâlen daha tartışılır bir mesele. Birey ve toplum arasındaki ayrım hiçbir zaman kesin bir çizgi ile ayrılmadı.

 Eskiden insanlar avcı-toplayıcılık bir yaşam sürdürüyordu. Erken insanlar (homo sapiens) göçebe bir yaşamla yaşıyorlardı. Kaynakların tükenmesi, kolektif olarak alınan kararlar söz konusuydu. ilk insan topluluklarında birey diye bir kavramdan söz etmek zordu. Dolayısıyla insanlar, kendilerine öz bir kimlikten ziyade bir grubun parçası olma ‘sürüyü takip etme’ niteliğindeydiler- bunu ilginçtir ki, şimdiki zamanda da görüyoruz.


Bireyin ilk kez “felsefi” olarak tanımlanması Antik Yunan’da çıkmıştır. Birey kavramı daha da belirginleşmeye ve bir yapı oluşturma sürecine girmiştir. Bu dönemde birçok filozof görüş ayrılıklarına girmiştir. Örneğin, Aristotales “Zoon logon echon” (konuşan akıllı hayvan) ve Zoon politikon (siyasal hayvan) diyerek, bireyin ancak toplum içinde yarar olduğunu, toplumun parçası olduğunu ve toplumda anlam kazandığını vurgulamıştır lakin Platon gibi filozoflar bireyi daha çok toplumun parçası olarak görmüştür. Ona göre ‘ideal bir devlet yapısı’ söz konusuydu. 


Orta Çağ’da ise daha çok dinin ve feodal sistemin baskın olduğu görülür. İster kiliseler, papalar hep mutlak doğru olarak görülüyordu. Özellikle Hristiyanlıkta bireyin kimliği, Tanrı ile olan ilişkisine bağlıydı ve bireysel özgürlük kavramı oldukça sınırlıydı.


Rönesans’da (15-16.yy) bireyin sanat ve bilim ile öne çıkması ile toplumdan bağımsız bir özne olarak görülmesi ilk kez burada çıkmıştır. Rönesans döneminde birey ve toplum ilişkisini daha çok fark edebiliriz. 

Aydınlanma Çağı’nda (17-18.yy) bireyin akıl yönü ile kendi kimliklerini oluşturabileceği fikri ortaya çıktı. Bu dönemde en çok John Locke gibi düşünürler ile karşılaşırız. John Locke, bireysel hakları savunurken Rousseau gibi bazıları ise bireyin toplumla adapte olmasını savunurdu. 

Modern Çağı’nda spesifik olarak, Sanayi Devrim’inde (18-19.yy) bireyin ekonomik anlamda özgürleşmesini sağladı. Ancak gelişen toplum ve gelişen yapı ile beraberinde büyük şehirlerde yalnızlaştırdı. 

Modern Dönem’de (20-21.yy) Bireyselliğin aşırı vurgulandığı ama aynı zamanda bireyin kitlesel kültür içinde de kaybolduğu bir dönem oldu. Özellikle ‘sosyal medya’ bireyin kimliğini güçlendirirken onu tamamen hakimiyeti altına almaya, toplumdan bağımsız bir hale getirmeye başladı... Başladı mı dersiniz? Aslında yeni bir tür “dijital toplum’un” içine soktu.

Asıl sorumuz ise, geçmişten günümüze kadar bireyin özgürlüğü sizce gerçekten arttı mı? Yoksa sadece farklı biçimler halinde tekrar çıkarak bize farklı bir ‘alternatif’ sunma rolünde yine aynı mı kaldı?

Birey aslında hiçbir zaman tam anlamı ile özgür olmamıştır. Birey kendini ne kadar özgür zannetse de hep farklı çatılar altında farklı topluluklar altında, bir amaca hizmet ederek yaşamıştır. Geçmişe kıyasla insanın daha özgür olduğunu savunabiliriz, özellikle Şimdiki dönem ile Orta Çağ arasında ne kadar geniş bir alanda “özgürlük’ kavramının yayıldığını görüyoruz. Örneğin, siyasal özgürlük, ekonomik özgürlük, düşünce özgürlüğü, psikolojik özgürlük açısından daha özgür durumdadır. Ama özgürlük sadece bunlarla kısıtlı değildir. Bugün özgürlük, aslında bir seçenek bolluğu içinde yönlendirilmiş bir yanılsamadır. Bunu biraz daha açarsak:

“Çok fazla seçeneklerin ve imkanların olması bireyin ‘özgürlük’ düşüncesini ifade etmemektedir. Yazımda fark ettiyseniz birey her zaman bir toplumun parçası olmuştur istese dahi toplumdan ayrılamamıştır. Şimdiki dönemde bile insanlar “dijital topluluk”un üyesidir. Toplum içinde geçmişe kıyasla özgür bile değiliz. Sizce özgürlüğümüz gerçekten arttı mı, yoksa sadece farklı biçimlerde kontrol edilmeye devam mı ediyoruz?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mükemmeliyetçilik ve Kıyaslama Döngüsünün İnsan Psikolojisi ile İlişkisi

Alışılmış,kalıplaşmış bilgilerin zihinde kapladığı gereksiz doluluk