Mükemmeliyetçilik ve Kıyaslama Döngüsünün İnsan Psikolojisi ile İlişkisi

Mükemmeliyetçilik insanda neden vardır? İnsan neden hep kendini kıyaslamaya- kendini üstün görmeye ve kendini diğerlerine göre daha aşağıda gördüğü zaman hazmedemez?


Mükemmeliyetçilik ve kıyaslama ihtiyacı, insan psikolojisinin en köklü ve en eski davranış biçimlerinden biridir. İnsan neden sürekli kendini diğerleriyle kıyaslar, neden kendini üstün görmek ister ya da kendini daha aşağı konumda hissettiğinde bunu hazmedemez?


İnsanın başkalarına benzeme ve insanın başkaları tarafından onaylanma çabası, Sadece modern çağ ile değil insanlık tarihinin en başından itibaren var olan bir ihtiyaçtır. Sosyal varlık olarak insan, kabul görme gereksinimini hayatta kalma stratejisinin bir parçası olarak geliştirmiştir. Bu gereksinim onaylanmama ya da geri planda kalma düşüncesi, kişinin psikolojisinde gerçek bir tehlike algısı yaratabilir.


Stoacı öğretiye göre ideal insan, dış dünyanın değerlendirmelerinden ve karşılaştırmalarından bağımsız olarak kendi içsel ölçütleriyle değer bulur. Stoacı insanın arzuları vardır, ancak bu arzular kontrolsüz bir hırs veya kendini ispatlama ihtiyacı biçiminde değil; daha çok erdemli yaşama yönelik bir tutarlılık arayışı şeklindedir. Dolayısıyla stoacılığa uyamayan veya uymaya çalışsa da başaramayan insanların bulunması olağandır; çünkü çoğu birey modern toplumun rekabetçi yapısının etkisi altında şekillenir.


İnsanların neden mükemmeliyetçi olduğu sorusu ise, göründüğü kadar basit olmayıp birçok alt nedenlere, birçok geçmişe dayanır. Çünkü mükemmeliyetçilik tek bir sebebe dayanmadığı gibi genetik yatkınlık, ebeveyn tutumları, sosyal medya etkisi ve toplumsal rekabet kültürü gibi birçok faktör ile birlikte rol oynar. Mükemmeliyetçilik, insan psikolojisinin tek bir açıklamayla sınırlandırılamayacak derecede geniş bir alana bağlıdır.


Mükemmeliyetçilik çoğu insan için kendini geliştiren bir sistem olabilir; çünkü yüksek standartlar, kişiyi öğrenmeye ve ilerlemeye zorlar ve bilgiye aç olmayı, daha fazla öğrenmeyi doğurur. Fakat bu durum, mükemmeliyetçiliğin sadece olumlu olduğu anlamına gelmez. beklentilerin karşılanmadığı,isteklerin gerçekleşmediği gibi durumlarda mükemmeliyetçi bireyler normal insanlara kıyasla daha derin hayal kırıklıkları ve duygusallıklar yaşar; çünkü benimsedikleri olumsuz duyguların (öfke,üzüntü,stres,gerginlik) harmanlaşıp yeni bir kavram ile ‘mükemmeliyetçilik’ adı aldığı yeni duygu gereği, başarıyı kimlikleriyle eşleştirirler. Ayrıca mükemmeliyetçi bireyler sadece öğrenmeye açık değildir; aynı zamanda sürekli kendilerini başkalarıyla kıyaslamaya ve her alanda üstün olmaya yönelik güçlü bir ihtiyaç duyarlar. Aksi durumda çabalarının boşa gideceğini ve farkında olmadan bu düşüncenin hayatları üzerinde uzun süreli etkiler bırakmasına izin verirler.


Belli bir seviyeye kadar mükemmeliyetçilik duygusunun gerekli olduğunu düşünmekteyim; çünkü insanın gelişim arzusu tembelliği azaltır ve yaşam standartlarını, tembel insanların kendilerine benimsedikleri farklı yaşam standartları ile kıyaslandığında mükemmeliyetçi duygusuna sahip olan insanların hayat standartları yüksek kalır. Ancak bu duygunun aşırıya kaçması, kişinin kendini kaybetmesine, sürekli rekabet halinde olmasına ve ruhsal çöküşe neden olur. 


Birçok alanlarda her zaman sizden daha iyi insanların olacağı bilincinde olup ancak sadece bu bilince kapılmayıp kendi gelişiminize daha odaklı ve kendi gelişiminize daha saygılı davranarak mükemmeliyetçilik duygusu azaltılabilir. Ancak bu azalma durumu zaman ve belirli bir süreç gerektirir.


Bu nedenle mükemmeliyetçiliğin azalması da tıpkı ortaya çıkması gibi uzun sürer; çünkü bu duygu bir anda oluşmadığı gibi bir anda da ortadan kalkmaz. İnsan, kendi içsel dengesiyle yüzleştiği ölçüde ve kıyaslama ihtiyacını tehdit olarak değil, insan doğasının bir yan ürünü olarak görmeye başladıkça bu döngüyü kırabilir. Mükemmeliyetçiliği somutlaştırırsak bindiğiniz araçta-olduğunuz yolda-başkalarının aracına bakıp kapılmaktasınız. Başka aracın sizi geçip geçmeyeceği ve sizden daha iyi olup olmayacağı fikri sizi telaşlandırıyor. Ancak bu telaş ve bu merak yüzünden önünüze odaklanamayıp kaza yapıyorsunuz. Bir nebze bu düşünce sayesinde hız yaptınız ve efor sarf ettiniz. 


Ancak bu efor sonuçta size zarar verdi.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dijital Toplum ve Bireysel Özgürlük: Bir Yanılsama mı? Birey ve Toplum ilişkisi: Gerçekten Özgür Müyüz?

Alışılmış,kalıplaşmış bilgilerin zihinde kapladığı gereksiz doluluk