İnsan Psikoloji’sinin Boyutu ve Bireysel Analiz
Düşüncelerime göre insan psikolojisi çok karmaşıktır. Hatta o kadar karmaşıktır ki, bundan 200 yıl sonra bile insanların çözemeyeceği birçok konu ve fikir ayrılıkları yaşanacaktır. Limbik sistemin de etkilendiği bu psikolojik durum, insanların davranışlarını, tutumlarını ve duygularını kontrol edebilmekte ve onları yönetebilecek düzeyde kuvvetlidir.
İnsanların hafife aldığı bir konu, bir başkası için ağır gelebilir; bu da sosyolojik olarak toplumda çeşitliliği gösterir. İnsanların duygu ve düşüncelerini ifade etme yolları da insan psikolojisiyle doğrudan ilişkilidir. Özellikle insan psikolojisi, aynalama söz konusu olduğunda çok fazla devreye girer. İnsanların çoğu, toplumsal ortamda rol oynadığını bilir ve ne kadar bu rolün içine girerse, o kadar çok zarar görür. Aynalama burada etkili olur çünkü bize sahip olmayan bir duyguyu -örneğin üzülmeyi- başkalarında gördüğümüzde biz de hissederiz. Oysaki bizi üzen veya ilgilendiren bir durum yoktur; tek durum karşı tarafın üzülmesidir (spesifik durumlar dışında). Bu olay psikolojiyi etkiler ve bireyin kendi içinde yaşadığı bir durum yaratır.
Sözel olmayan iletişimler(okülesik, kinesik,proksemik,haptik,prozodi ve paralanguaj) psikolojide önemli rol oynadığı gibi, beden dili de insanları anlamada ve çözümlemede etkilidir. Bu konu altında Joe Navarro gibi yazarlar bu durumları iyi açıklar.
Şunu asla unutmamak gerekir ki, insan psikolojisi önemli olduğu kadar hafife alınmamalıdır ve bireylerin çevresiyle olan bağı üzerine doğrudan etkilidir. Bilimsel açıdan limbik sistem çevresel uyarıcılara anlık tepki verirken, prefrontal korteks bu tepkileri dengelemeye ve mantık çerçevesinde değerlendirmeye çalışır. Bu dengenin bozulduğu veya bir tarafın aşırı baskın olduğu durumlarda birey iç çatışmalar yaşar ve duygusal aşırılıklara veya bastırmalara sürüklenebilir. Dolayısıyla bir bireyin davranışlarını anlamak için sadece “ne yaptığına” değil, “neden öyle hissettiğine” bakmak gerekir.
İnsan, çoğu zaman kabul görmek uğruna veya sahip olduğu döngüleri korumak uğruna kendi öz benliğini bastırır. Bu durum uzun vadede içsel çatışmaların ve kimlik bulanıklıklarının temelini oluşturur. Hatta zamanla insanlar, bu bulanık kimliği asıl kimliği olarak görmeye başlar. Bu da tehlikeli olduğu kadar anksiyete, duygularını ifade edememe, mantıklı düşünememe, odaklanamama ve stres gibi davranışları kronikleştirir.
Örneğin bir kişi, çevresinin onayını kazanmak için sürekli neşeli ve girişken görünmeye çalışabilir; ama içten içe yalnızlık veya mutsuzluk hissediyorsa, sosyal kabul ile içsel gerçeklik arasında bir uçurum oluşur. Bu davranışlar da sosyal ortamda sosyalleşememe ve anlaşılamama sorunlarını doğurur.
İnsan ilişkileri psikolojiye dayalıdır. İnsan ilişkilerinde sözel olmayan davranışlar yaklaşık %65-70 civarındayken, daha yüksek düzeylerde bu oran %97 bandına kadar çıkabilmektedir. (Mehrabian, A. (1971). Silent Messages. Wadsworth, Nonverbal Group Research)
Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, insanlar sadece çözümlenip anlaşılacak canlılar değildir. Psikoloji ve beden dili ne kadar bağdaştırılırsa bağdaştırılsın, insanları sadece psikolojilerinden çözmek hakiki yol değildir. Psikoloji de zaman zaman yanlışlar yapar ve sözel olmayan davranışları yanlış yorumlayabilir; ayrıca bilgi eksiklikleri de bu süreci etkiler. Günümüz araştırmaları ve koşulları göz önüne alındığında, bu konuda bilgi birikimi hâlâ yetersizdir ve insanlar sahip oldukları bilgi ve deneyimlerle sınırlıdır. Dolayısıyla psikoloji tamamlanmış değildir ve fikrimce hiçbir zaman tamamlanma aşamasına gelemez. Çünkü insanların duygularını ve davranışlarını rübik küp gibi tam anlamıyla çözüme kavuşturmak mümkün değildir.
Yorumlar
Yorum Gönder