Dinleri, Cehaletleri ile Soğuttular.

Son dönemde birçok genç inandıkları dinlerden veya manevi yollardan soğumaya başladı. Nitekim gençler dinî sınırların dışında bir yaşam biçimini tercih etmeye başladı. Egolarını okşatarak Tanrı’ya karşı gelip dini küçümsediler. Ancak bu davranış onların suçu değil.


Özellikle son dönemlerde dinleri kullanmaya ve kirli politikalara katarak insanları küme altında toplamaya başladılar. Dini sorgulamayıp direkt kabul edenler, sadece din ile uğraşanlar (din dışında başka hobisi veya ilgisi olmayanlar, din üzerinde alakasız ve cahilce konular açıp dini yanlış savunanlar vb.) çoğaldıkça insan dinden soğumaya başladı. Bu yeni gerçekleşen bir olay değil tabii ki. Özellikle hükümetlerin çoğunluğu, belirli icraatları gerçekleştirmek için bir manevi değerleri sömürerek insanların güvenini kazanmaya çalışıyor. Bunun kaçışı elbet ki yoktur. Bilakis, dine inananlar da yanlış yönlendirilmeye ve diğer inananların cehaletlerini gördüklerinde aynı kümede oldukları için kendilerinden tiksindiler ve inananlar inanmamaya başladı. Bunun çoğaldığını ve daha da hızlanacağını söylemek bariz bir mesele haline geldi.


“Doğru yol bu” “Hakikat inanmaktır” İslam gerçektir ” “İsa aslında Tanrı’nın oğlu ” ve bunun benzeri türlerinde, somut delillerle ispatlanamayacak argümanlar öne sürülerek insanları iyice sorgulamaya yöneltildi. Ancak şu kesin ki eğer dinin gerçekliliği belli olsaydı herkes o dine inanırdı ve ‘dinin’ amacı kalmazdı. sorgulanacak Mesele aslında insanın nasıl davranmak istediği, vicdanı olmalıdır. Bir insan özellikle doğru dini aramayı değil, Tanrı’ya yönelmeyi bilmeli ve iyiliği esirgememeli.  

“Ey îmân edenler! Siz kendinize bakın! Hidâyete erdiğiniz takdirde, dalâlete düşenler size zarar vermez. Dönüşünüz hep berâber ancak Allah'adır; artık (O,)yapmakta olduğunuz şeyleri size haber verecektir.“ (Mâide 105)


Ayette de belirtildiği gibi insanları  önce kendilerine bakarak karar vermesi lazımdır. Bir grubun altında kalmayarak hür iradeleri ve kendfikirleriyle özgürce yaşamalıdır Bir dinin doğru olup olmadığı, onu savunanların iddialarıyla değil; insanın aklı, vicdanı ve sorgulamasıyla anlaşılmalıdır


Toplum modernleştikçe ve teknoloji ilerledikçe insanların inandıkları veya benimsedikleri yoldan sapmaları kaçınılmazdır. Bunca karşılaştığımız içeriklerin, sosyal medyada gördüğümüz videoların, internette gezen anonim ve doğruluğu kesin olmayan bilgilerin, izlediğimiz film veya dizilerin içerdikleri mesajlar hepsi insanı düşünmekten vazgeçtirmeye ve dopamin salgılayarak onları ‘mutlu’ ve rahat hissettirerek inandıkları yoldan uzaklaştırmaya çalışmaktadır. 

Dini yanlış tanıtmak, dini yanlış uygulamak/uygulattırmak. Dini zorla kabul ettirmek, Dini yalanlamak, dini değiştirmek ve din üzerine yapılan ahlaksızca davranışların sonucunda dinin asıl anlamını yitirmesi, dinin artık anlaşılamaz olması ve inanan sayılarının azalması kaçınılmazdır.

Eğer bir dini mahvetmek istiyorsanız ilk önce onu bilim ile çarpıtarak somut delillerle soyut delillerin bir olmadığını vurgulayın. Dinin bilgiden ve bilimden mahrum olduğunu iddia edin. Sonra dini küçümseyin. Dini çarpıttığınız ve din ile dalga geçmeye, dini cahillik olarak tanıttığınız ya da cahil olanları dine bağladığınız sürece insanlar ister istemez dinden uzaklaşacak ve inanmayacaklardır.


Oysaki eğer dine inanan herkes iddia edildiği gibi cahil, sorgulamayan ve bilimden uzak bireyler olsaydı; İbn Rüşd akıl ile vahyin çelişmeyeceğini savunmaz, Farabi toplum ve erdem üzerine felsefi sistemler kurmaz, Harezmi algebranın temellerini atmaz, El Cezer-i gibi alimlerde mekanik mühendisliğin öncülerinden biri olmazdı.


Bu isimler yalnızca “inanan insanlar” değil; aynı zamanda hakikati arayan, sorgulayan ve üreten zihinlerdir. Burdan da şu çıkarımı elde edebiliz:


Sorun dinin varlığı değil, dinin nasıl anlaşıldığı ve kimler tarafından temsil edildiğidir.


Nitekim Gazali bu yozlaşmayı yüzyıllar önce açıkça teşhis etmiştir:


“İnsanları helâke sürükleyen iki sınıf vardır: Bozulmuş âlimler ve cahil sofular.”


Dolayısıyla yaşadığımız şey dinin temsilinin çökmeye devam etmesinin hızlanması sonucu bu olayların önemini kaybetmesine yol açmakla beraber diğer dinler başta olmak üzere kötülenmesi, dini kullanmaya ve dini kendilerine göre yenilemelerinden başka bir şeyden ibaret değildir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mükemmeliyetçilik ve Kıyaslama Döngüsünün İnsan Psikolojisi ile İlişkisi

Dijital Toplum ve Bireysel Özgürlük: Bir Yanılsama mı? Birey ve Toplum ilişkisi: Gerçekten Özgür Müyüz?

Alışılmış,kalıplaşmış bilgilerin zihinde kapladığı gereksiz doluluk