Kayıtlar

Dinleri, Cehaletleri ile Soğuttular.

​ Son dönemde birçok genç inandıkları dinlerden veya manevi yollardan soğumaya başladı.  Nitekim gençler dinî sınırların dışında bir yaşam biçimini tercih etmeye başladı.  Egolarını okşatarak Tanrı’ya karşı gelip dini küçümsediler. Ancak bu davranış onların suçu değil. Özellikle son dönemlerde dinleri kullanmaya ve kirli politikalara katarak insanları küme altında toplamaya başladılar. Dini sorgulamayıp direkt kabul edenler, sadece din ile uğraşanlar (din dışında başka hobisi veya ilgisi olmayanlar, din üzerinde alakasız ve cahilce konular açıp dini yanlış savunanlar vb.) çoğaldıkça insan dinden soğumaya başladı. Bu yeni gerçekleşen bir olay değil tabii ki. Özellikle hükümetlerin çoğunluğu, belirli icraatları gerçekleştirmek için bir manevi değerleri sömürerek insanların güvenini kazanmaya çalışıyor. Bunun kaçışı elbet ki yoktur. Bilakis, dine inananlar da yanlış yönlendirilmeye ve diğer inananların cehaletlerini gördüklerinde aynı kümede oldukları için kendilerinden tiksin...

Mükemmeliyetçilik ve Kıyaslama Döngüsünün İnsan Psikolojisi ile İlişkisi

Mükemmeliyetçilik insanda neden vardır? İnsan neden hep kendini kıyaslamaya- kendini üstün görmeye ve kendini diğerlerine göre daha aşağıda gördüğü zaman hazmedemez? Mükemmeliyetçilik ve kıyaslama ihtiyacı, insan psikolojisinin en köklü ve en eski davranış biçimlerinden biridir. İnsan neden sürekli kendini diğerleriyle kıyaslar, neden kendini üstün görmek ister ya da kendini daha aşağı konumda hissettiğinde bunu hazmedemez? İnsanın başkalarına benzeme ve insanın başkaları tarafından onaylanma çabası, Sadece modern çağ ile değil insanlık tarihinin en başından itibaren var olan bir ihtiyaçtır. Sosyal varlık olarak insan, kabul görme gereksinimini hayatta kalma stratejisinin bir parçası olarak geliştirmiştir. Bu gereksinim onaylanmama ya da geri planda kalma düşüncesi, kişinin psikolojisinde gerçek bir tehlike algısı yaratabilir. Stoacı öğretiye göre ideal insan, dış dünyanın değerlendirmelerinden ve karşılaştırmalarından bağımsız olarak kendi içsel ölçütleriyle değer bulur. Stoacı insa...

İnsan Psikoloji’sinin Boyutu ve Bireysel Analiz

Düşüncelerime göre insan psikolojisi çok karmaşıktır. Hatta o kadar karmaşıktır ki, bundan 200 yıl sonra bile insanların çözemeyeceği birçok konu ve fikir ayrılıkları yaşanacaktır. Limbik sistemin de etkilendiği bu psikolojik durum, insanların davranışlarını, tutumlarını ve duygularını kontrol edebilmekte ve onları yönetebilecek düzeyde kuvvetlidir. İnsanların hafife aldığı bir konu, bir başkası için ağır gelebilir; bu da sosyolojik olarak toplumda çeşitliliği gösterir. İnsanların duygu ve düşüncelerini ifade etme yolları da insan psikolojisiyle doğrudan ilişkilidir. Özellikle insan psikolojisi, aynalama söz konusu olduğunda çok fazla devreye girer. İnsanların çoğu, toplumsal ortamda rol oynadığını bilir ve ne kadar bu rolün içine girerse, o kadar çok zarar görür. Aynalama burada etkili olur çünkü bize sahip olmayan bir duyguyu -örneğin üzülmeyi- başkalarında gördüğümüzde biz de hissederiz. Oysaki bizi üzen veya ilgilendiren bir durum yoktur; tek durum karşı tarafın üzülmesidir (spe...

Alışılmış,kalıplaşmış bilgilerin zihinde kapladığı gereksiz doluluk

31 Temmuz, Perşembe 23.01 2025. Alışılmış ve kalıplaştırılmış bilgilerin insanlara kattığı hasar(?) “Herkes kendi bildiğini söyler.” lafı, şu anki dönem için çok uzak değil. Aynı zamanda “Herkes, algılamak istediği gibi algılar; herkes, duymak istediğini duyar.” İnsanların sürekli bu iki kalıpta durduğunu iddia ediyorum. Birçok insanda sorgulama yok. Merak yok. Merak varsa da tam kaynağı yok. Yani bir bilgiyi tam olduğu gibi değil, yüzeysel ve yanlış kaynaklardan, yanlış şekillerde alıyorlar. Tarih boyunca iyi tanınan insanlar zaman geçtikçe kötülenmiş, kötülenmeye de devam etmiştir. Örneğin Celâleddîn-i Rûmî’nin Türk düşmanı olduğu, Moğol istilasına yardım ettiği, hocası olan Şems-i Tebrîzî’ye duyduğu aşkın eşcinsellik olarak algılanması ve bu bilgilerin Anadolu Selçuklu Devleti’nin Celâleddîn-i Rûmî’yi koruyup – hatta sadece korumakla kalmayıp, himaye etmesi ve fikirlerini yayması için ona alan açmasının – sırf devletin önemini koruması için saklandığı gibi kompleks iddialar dönüyor....

Bilinç Ve Yapay Zeka: Yapay Zeka Bilinç Kazanabilir Mi?

Yapay zekanın bilinç kazanıp kazanmadığı konusu hep tartışılmış ve üzerine düşünülmüş olan bir konudur. Bazı düşünürler yapay zekanın gelecek zamanda bir bilinç kazanıp stimüle edilmiş dizi kodlarından ve yapaylıktan çıkıp, özgür iradesi ile haraket edebileceğini ve diğer düşünürler ise yapay zekanın yapay olduğu gibi hep yapay kalacağını savunur. Bu yapay zekanın bilinç kazanıp kazanmayacağı oldukça derin bir sorudur ve tartışmaya açıktır. Düşüncelerimi paylaşmadan önce yapay zeka nedir ve bilinç nedir bunlardan bahsedelim. Bilinç Ve Yapay Zeka Yapay zeka insanlar tarafından tasarlanmış olan; insan zekasını taklit etme, öğrenme, problem çözme, mantık yürütme gibi bilişsel işlevleri yerine getirebilen sistemlerdir Bilinç ise en basitçe tabiri ile bir canlının kendi varlığının ve çevresindeki dünyanın farkında olmasıdır. Bilinç üç temel ana yapıda incelenir: Fenomel Bilinç ( Öznel Deneyim ) Canlıların, çevreleri ve dış dünyaları ile ilgili farkındalığı tanımlar. Ancak sadece farkındalık...

Toplumsal Roller ve Manipülasyon: İnsan Davranışlarının Psikolojiksel ve Biyolojiksel Temelleri Neye Dayalıdır?

Birçok insan, farklı ortamlarda farklı roller oynar. Bu, bazen doğal bir uyum sağlama süreci olsa da, bazen de bilinçli olarak yapılan manipülatif bir stratejiye dönüşebilir. İnsanlar sürekli ‘topluma’ ayak uydurmak için, topluma adapte olmak için sürüye benzemeye ve diğer kişileri taklit etmeye başlar. Üzüm üzüme baka baka kararır atasözü bu durumu iyi özetler. İnsanlar daha iyi sosyal iletişim ve daha kuvvetli bağ kurmak için karşısındaki insanları aynalarlar(davranışlarını ve diğer özelliklerini taklit ederler). Bu yüzeysel olarak manipülasyon gibi gözükse de aslında psikolojiksel ve biyolojiksel temelleri olan bir doğal davranıştır. Açmak gerekirse, Beynimizde ayna nöronlar adı verilen özel sinir hücreleri bulunur. Bunlar başkalarının: haraketlerini, duygularını fark ettiğimizde otomatik olarak aktif hale gelir. Birinin yüz ifadesini, beden dilini veya konuşma tarzını fark etmeden taklit etmemiz bu sistemle ilgilidir. Çok basit bir örnekle, bir bebeğin bir bebeği ağlar gördüğü zam...

Dijital Toplum ve Bireysel Özgürlük: Bir Yanılsama mı? Birey ve Toplum ilişkisi: Gerçekten Özgür Müyüz?

Merhaba, okumaya başlamadan önce ele aldığım “toplumsal yapının oluşumu” hakkında birkaç bilgi, ve tarihsel bir yazı yazdım. Ancak asıl amacım toplumsal yapının oluşumu ve toplum-birey ilişkisi değil. Günümüzde bireyin gerçekten özgür olup olmadığı hâlen daha tartışılır bir mesele. Birey ve toplum arasındaki ayrım hiçbir zaman kesin bir çizgi ile ayrılmadı.  Eskiden insanlar avcı-toplayıcılık bir yaşam sürdürüyordu. Erken insanlar (homo sapiens) göçebe bir yaşamla yaşıyorlardı. Kaynakların tükenmesi, kolektif olarak alınan kararlar söz konusuydu. ilk insan topluluklarında birey diye bir kavramdan söz etmek zordu. Dolayısıyla insanlar, kendilerine öz bir kimlikten ziyade bir grubun parçası olma ‘sürüyü takip etme’ niteliğindeydiler- bunu ilginçtir ki, şimdiki zamanda da görüyoruz. Bireyin ilk kez “felsefi” olarak tanımlanması Antik Yunan’da çıkmıştır. Birey kavramı daha da belirginleşmeye ve bir yapı oluşturma sürecine girmiştir. Bu dönemde birçok filozof görüş ayrılıklarına girmişt...